2000 Sonrası Türk Sinemasında Sinematik İmajlarla Felsefik Anlamın İnşası
Tezin Türü: Doktora
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Erciyes Üniversitesi, İletişim Fakültesi, Radyo, Televizyon ve Sinema, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2025
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: Ali Kaymak
Danışman: Burak Medin
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Sinema, yalnızca bir eğlence aracı olmanın ötesinde, izleyicinin düşünsel dünyasını etkileyebilen güçlü bir anlatım biçimidir. Görsel ve işitsel öğelerin birleşimiyle şekillenen sinema, anlatım gücünü teknolojik gelişmelerle sürekli olarak artırmış ve sanatsal bir ifade alanına dönüşmüştür. Yönetmenler, sinemanın kendine özgü araçlarını kullanarak yalnızca bir hikâye anlatmakla kalmaz, aynı zamanda izleyiciyi düşünmeye sevk eden anlatılar oluştururlar. Sinemanın düşünce üretme kapasitesi, filozofların da ilgisini çekmiş ve sinema ile felsefe arasında güçlü bir ilişki kurulmasını sağlamıştır. Henri Bergson, zaman ve hareket kavramları üzerinden sinemanın düşünce ile bağlantısını ele alırken, Gilles Deleuze sinemayı bir düşünce makinesi olarak değerlendirmiştir. Deleuze'e göre sinema, hareket ve imge yoluyla yeni anlam katmanları yaratır ve izleyicinin algısını dönüştürerek düşünsel süreçleri harekete geçirir. Bu bağlamda, sinematografi, sinema-felsefe ilişkisinin temel yapı taşlarından biri haline gelir. Kamera hareketleri, çerçeveleme, ışık kullanımı, renk paleti ve kurgu gibi unsurlar, izleyicinin düşünce üretme sürecinde belirleyici rol oynar. Nuri Bilge Ceylan, Zeki Demirkubuz, Emin Alper ve Semih Kaplanoğlu gibi yönetmenler, sinematografik unsurları bilinçli bir şekilde kullanarak izleyicinin zihninde yeni düşünceler oluşturmayı amaçlamaktadır. Bu çalışmada, sinemanın yalnızca bir görsel anlatı aracı olmadığı, aynı zamanda felsefi bir düşünme alanı sunduğu tartışılmıştır. Seçilen örnek filmlerde, belirli sahneler üzerinden yapılan analizlerle sinematografinin düşünce üretme potansiyeli ele alınmış ve sinema ile felsefe arasındaki ilişkinin derinliği ortaya konmuştur.