Ahlâm Mustegânimî’nin Üçlemesinin Postkolonyal Perspektiften Analizi
Tezin Türü: Doktora
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Erciyes Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Temel İslam Bilimleri, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2026
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: Nesrin KAY
Danışman: Halim Öznurhan
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Bu çalışmada, Cezayirli yazar Ahlâm Mustegânimî'nin Zâkiratu'l-Cesed (Bedenin Hafızası), Fevda'l-Havâs (Duyular Kaosu) ve 'Âbir Serîr (Yatak Gezgini) romanlarından oluşan "Üçleme"si postkolonyal bir perspektifle incelenmiştir. 132 yıllık Fransız sömürge yönetiminin sona ermesinin ardından bağımsızlığını kazanan Cezayir'de yaşanan toplumsal ve bireysel dönüşümler kimlik, hafıza, travma, dil ve iktidar ilişkileri çerçevesinde kapsamlı bir biçimde ele alınmıştır. Araştırmada nitel araştırma yöntemi benimsenmiş, metin analizi kapsamında yakın okuma yapılarak anlatıcı, karakter, zaman ve mekân gibi anlatı unsurlarının tematik inşadaki işlevleri analiz edilmiştir. İnceleme sürecinde postkolonyal ve feminist kuramsal çerçevelerden yararlanılarak metindeki çok dillilik, dil politikaları, beden temsilleri ve toplumsal cinsiyet rolleri tartışmaya açılmıştır. Araştırma sonucunda Üçleme'de merkezde yer alan aşk anlatısının, bireylerin yaşadığı kimlik krizlerini ve sömürge deneyiminin ürettiği travmatik kırılmaları simgeleyen çok katmanlı bir metafor alanı oluşturduğu saptanmıştır. Metinlerde yer alan bedensel kayıplar ve sürgün gibi travmatik deneyimlerin, ulusal hafızayla ilişkilendirilerek kolektif bir anlatıya dönüştürüldüğü görülmüştür. Yazarlık ve ressamlık gibi sanatsal faaliyetlerin travmanın anlamlandırılması ve ulusal hafızanın yeniden inşası süreçlerinde stratejik bir rol oynadığı belirlenmiştir. Bağımsızlık sonrası dönemde sömürgeciliğin tamamen sona ermediği; aksine yozlaşma, yoksulluk ve yeni iktidar mekanizmaları üzerinden farklı formlarda varlığını sürdürdüğü sonucuna varılmıştır. Yazarın Arapça konusundaki dilsel hassasiyeti kültürel aidiyeti görünür kılan bir direniş stratejisi; şiirsel üslubu ise eril anlatı yapılarını yapısöküme uğratarak bu yapıların otoritesini sarsan dişil bir yazım pratiği olarak değerlendirilmiştir. Nihayetinde bu çalışma, postkolonyal deneyimin edebî temsiline dair tartışmalara metin merkezli özgün bir katkı sunmaktadır.