Türkiye Selçuklu Devleti İdarecilerinin Medreselerle Münasebetleri


Tezin Türü: Doktora

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Erciyes Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2017

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: Özlem Coşkun

Asıl Danışman (Eş Danışmanlı Tezler İçin): Remzi KILIÇ

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Bu çalışmada, Türkiye Selçuklu Devleti'nde idareci-medrese münasebetleri incelenmiştir. Türklerin İslamiyet'i kabulü, Türk ve Dünya Siyasî Tarihi açısından önemli bir dönüm noktasıdır. Hem düşünce hayatında hem de siyasal, ekonomik ve toplumsal yapıdaki zihinsel değişmelerin yaşanmasında, İslamiyet'in önemli bir etkiye sahip olduğu aşikârdır. Bu zihinsel değişmenin özünde ise din-töre-devlet üçlemesinin, Batı'da var olanın aksine, "İslam saltanatı" çatısı altında kaynaştığı ortadadır. Bu tezin amacı da, tarihsel realitelere kaynaklık ederek günümüze ulaşan bilgi, belge ve eserler ışığında, İslam'ın, Türk devlet geleneği üzerine etkisi, Türkiye Selçuklu Devleti'nde idarecilerinin medreselerle münasebetleri ve bu bağlamda bilim ve eğitimin devlet politikalarındaki yeri ve önemi gibi problemleri değerlendirmektir. Bu incelemede Türkiye Selçuklu Devleti'nin, Büyük Selçuklu veziri Nizmülmülk'ün siyasî ve eğitim algısıyla temellerini attığı medreselerin, mirasçısı olduğu görülmüştür. Devleti'nin siyasî yapılanmasını inşa eden söylemlerin ise İslamiyet, Sünnî akideler ve Orta Asya Türk Devlet geleneğinin temel karakterleri çerçevesinde şekillendiği ve bu söylemlerin devletin bekâsına ve istikbaline hizmet eden hakikatler olduğu anlaşılmıştır. İdeolojinin ve devletin hakikat yaratma amaçlarında idarecilerle medreseler arasındaki ilişkinin, devletin bekâsını ve geleceğini tesis etmede büyük bir etkiye sahip olduğu görülmüştür. Aynı zamanda devletin eğitim kurumları olan medreselerde, ilmî ve felsefî bakış tarzının da tamamen İslam dini ile çelişmeden oluşturulduğu anlaşılmıştır. Sonuç olarak güçlü bir devlet için eğitimin ve bilimin desteklenmesinin ne derece önem arz ettiği Türkiye Selçuklu Devleti örneğinden hareketle ortaya konulmaya çalışılmıştır. Devletin bekâsının ve geleceğinin idareci-medrese ilişkisinden bağımsız bir söylem etrafında düşünülemeyeceği görülmüştür.