Bazen bir dağın eteğinde, rüzgarın eğip bükmeden sadece sürdüğü yerde durmak ister insan…
Ve o yerde, yalnızlığın değil ama dingin yalnızlığın içinde yeniden doğan düşüncelerin sesi kulakları doldurur.
İşte öyle bir his var Tenha’nın öykülerinde; ne ürkütücü bir boşluk ne de ıssız bir keder…
Daha çok insanın kendi içine döndüğü, kalabalığın içinde kendi tenhasını bulduğu bir diyalog.
Ama insanı üşüten, yalnızlaştıran bir tenhalık değil bu.