Sovyetlerin 20. Yüzyılın İkinci Çeyreğinden İtibaren Dağıstan'da Uyguladığı Dil ve Milliyetler Siyaseti Neticesinde Ortaya Çıkan Sorunlara Çözüm Önerileri


Creative Commons License

Peler G. Y.

5. Manas Formu. Bölgesel ve Küresel Gelişmeler Bağlamında Türk Dünyası Uluslararası Konferansı, Lefkoşa, Kıbrıs (Kktc), 6 - 08 Kasım 2025, ss.314-325, (Tam Metin Bildiri)

  • Yayın Türü: Bildiri / Tam Metin Bildiri
  • Basıldığı Şehir: Lefkoşa
  • Basıldığı Ülke: Kıbrıs (Kktc)
  • Sayfa Sayıları: ss.314-325
  • Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
  • Erciyes Üniversitesi Adresli: Evet

Özet

Sovyet yöneticileri, 20. yüzyılın ilk çeyreğinde umumi olarak bütün Kuzey Kafkasya’da ve hassaten Dağıstan’da hâkimiyeti sağladıktan sonra, bir geçiş süreci olarak Arapçanın etkisini ortadan kaldırabilmek için, Türkçeyi eğitim ve basın yayın dili olarak öne çıkarmışlardır. Bölgede zaten asırlara dayanan bir yazı dili geleneğine ve ortak iletişimi dili hususiyetine sahip olan Türkçe, çok hızlı bir şekilde Dağıstan’ın diğer halkları arasında yayılmıştır. Necmeddin Samurski ve Celal Korkmasov gibi mahallî komünist önde gelenler, Dağıstan’da bu siyasetin uygulanmasının öncüleri olmuşlardır. Ancak bu siyasetin Dağıstan’ın Türkler dışındaki halkları arasında hızlı bir Türkleşmeye sebep olduğunu düşünen Moskova’daki Sovyet yöneticileri, 1932 yılında “de-Tükifikasyon” sürecini başlatarak ülkede Türkçenin etkisini kırmaya çalışmışlardır. O güne kadar yazı dili olmamış yirmi civarındaki Dağlı dili yazılı hâle getirilerek eğitim ve basın yayın dili yapılmıştır. Bu dil uygulamalarına koşut olarak birtakım milliyet ve göç politikalarını da uygulamaya koyarak o zamana kadar Dağıstan’ın başat halkları olan Türk halklarının demografik, ekonomik ve siyasi gücünü kırma yoluna gitmişlerdir. Bir taraftan bazı Dağlı halkları Türklerin yaşadıkları ovalara ve şehirlere göç ettirerek Türklerin ekonomik gücü bertaraf edilmeye çalışılırken diğer taraftan bazı küçük halkları, Avarlar ve Lezgiler arasında eritmeye çalışarak bu iki halkı Dağıstan’ın başat halkları hâline getirme teşebbüsünde bulunmuşlardır. Bu uygulamalar, yüzyıllarca pek çok halkın barış içerisinde yaşadığı bir yer olan Dağıstan’ı, etnik gerilimlerin sık sık yaşandığı bir coğrafya hâline getirmiştir. Sovyet yönetiminin yeniden yerleştirme şeklinde gerçekleştirdiği göçler, bir taraftan toprağa dayalı gerilimlere sebep oluştururken diğer taraftan Dağlı halkların ovalara ve şehirlere inmesi etnik sonuçları olan ekonomik rekabete sebep olmuştur. Uygulanan dil siyaseti ise ülkenin sosyolengüistik hiyerarşisini altüst ederek dil temelli birtakım etnik gerilimlerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Küçük halkları büyük halklar içerisinde eritme siyasetinin de başarısız olduğu görülmüştür. 20. yüzyılın ikinci yarısı boyunca nüfus sayımlarında görünmeyen bazı küçük halklar, Rusya’da gerçekleştirilen son sayımlarda yeniden görünür olmuştur ve bu durumun da yeni etnik gerilimlere gebe olduğuna şüphe yoktur. Sovyet sonrası dönemde bu gerilimler daha da artmıştır ve Dağıstan, bütün Kuzey Kafkasya’ya yayılma tehlikesi taşıyan çatışma emareleri göstermeye başlamıştır. Doksanlı yıllarda artış gösteren bu gerilimlere Dağıstan halkları kendileri çözüm üretmeye çalışmış, ancak oluşturulmaya çalışılan toplumluk uyum dış müdahalelerle yeniden bozulmuştur. Bu çalışma, Dağıstan’da hâlen mevcut olan ve büyük çatışmalara sebep olma tehlikesi taşıyan gerilimlerin giderilmesine katkı yapma amacı gütmektedir. Getirilecek çözüm önerileri ile bugünkü gerilimlerin ortaya çıkmasına sebep olan demografik, sosyolengüistik, sosyokültürel ve siyasi amillerin geleceğe ışık tutacak şekilde mümkün olduğu kadar ortadan kaldırılması amaçlanacaktır.