Küreselleşme ve Türkiye'de Kamu Ekonomisi ve Devlet-Piyasa-Toplum İlişkilerinde Dönüşüm


AKBEY F.

I. Ulusal Genç Bilim Adamları Sempozyumu: Değişen Dünyada Türkiye’nin Önemi, Bursa, Türkiye, 6 - 07 Mayıs 2004, cilt.1, ss.137-163

  • Cilt numarası: 1
  • Basıldığı Şehir: Bursa
  • Basıldığı Ülke: Türkiye
  • Sayfa Sayıları: ss.137-163

Özet

Küreselleşme, bir olgu olarak özellikle 20. yy’ın son on yılında sosyal birimlerin her alanında hissedilebilir derecede, merkezi araştırma nesnesi haline gelmiştir. Siyaset bilimlerinden iktisada sosyolojiden tarihe, maliyeden coğrafyaya kadar hemen hemen bütün sosyal ve beşeri disiplinler hayatımızın her evresinde etkili olmaya başlayan küreselleşme olgusuyla ilgilenmek zorunda kalmışlardır ve kalmaktadırlar.

Kişisel düzeyde ise bizler bireyler olarak, 1980’lerden sonra, tüketim alışkanlıklarımızdan politik pozisyonumuza, toplumsal ilişkilerimizden bireysel davranışlarımıza kadar küreselleşmenin görünen veya görünmeyen müdahaleleriyle karşı karşıya kaldık ve halen küreselleşmenin başat belirleme alanlarında (ekonomi, devlet, siyaset gibi) bu etkiyi hissetmekteyiz.

Bir olgu olarak küreselleşme doğal bir süreç midir yoksa bir projemidir gibi tartışmaları bir yana bırakırsak 1980 sonrasında klasik Keynesyen Refah Devleti uygulamalarının ve politikalarının ideolojik ve pratik bağlamda bir kenara bırakılmaya başlandığı ve yerine neo-liberal piyasa ekonomisinin sosyo-ekonomik platformda kendisini hissettirmeye başladığı bir gerçeklik olarak karşımıza çıkar.

İşte bu çalışmada öncelikle bu gerçekliğin tarihçesi ve özellikleri ile politik, iktisadi, sosyal ve kültürel sonuçları üzerinde duruldu. Çalışmanın ikinci kısmında ise bahsedilen sürecin Türkiye’de gerçekleştirdiği dönüşümler analiz edildi. Son olarak ise sürecin paradoksal etkilerinden korunabilme amacına yönelik çözüm önerileri ortaya atıldı.

Throughout so-called globalization process, at political layer, we faced transformation of class-based policies and corporatist state perception to a pluralist-pragmatist idea and praxis of society and the state. During that period, terms “left” and “right” have lost their ontological meanings, and additionally parallel to individualism that created by codes of “consuming society”, the political process has turned into a rent distribution mechanism and because of this, masses have being de-politized. Under that circumstances, to guarantee its perpetuity, the accumulation process has had limited the decision making privileges of elected politicians by assigned bureaucrats or technocrats, so number of autonomous (regulatory and supervizory) boards have being risen, and consequently the political and democratic mechanism has merely been reduced to voting at ballots. This transformation process naturally has affected Turkey, and the state has softened the tutelage on the market and the society for continuation of her legitimacy, and thanks to this change, Turkish bourgeoisie has reached to some kind of class consciousness and begun to be effective in politics. Due to time course of de-politization, the political process in Turkey, which had never been configured on a class basis anyway, has completely broken out of the class context. On the other hand, the reaction emanating from contradictions of capitalism which couldn’t had been canalized into a class basis, has been aestheticised and evolved into an eccentric conservatism. What is ironical here is that, this conservatism has undertaken a role of carrier for the neo-liberal transformation. Sociocultural change has been embodied in an endeavor to create a consumption culture and consuming society. From now on, production relations was not public employment driven; it was being tried to shift these relations to the risky terrain of capitalist free market and this was being succeeded to some extend. In this period of transformation, media and especially television have undertaken a manipulative and reproducive function, and by this way have played a crucial role for the integration of Turkey to the new world order with the unity of her territory and nation.