1. Uluslararası UŞAK Bilimsel Araştırmalar ve İnovasyon Kongresi, Uşak, Türkiye, 25 - 26 Nisan 2026, ss.170-185, (Tam Metin Bildiri)
Kadına yönelik şiddet küresel ölçekte varlığını koruyan çok boyutlu toplumsal bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Devlet kurumları, sivil toplum kuruluşları ve özel kuruluşlar tarafından bu soruna çözüm bulabilmek veya bu sorunu engellemek için birçok adım atılmaktadır. Dijital teknoloji ürünü olan mobil uygulamalar özellikle acil durumlarda hızlı müdahale imkânı sunmaları bakımından dikkat çekmektedir. Bu bağlam dahilinde çalışmada Türkiye’de geliştirilen KADES uygulaması ile İspanya’daki AlertCops, Hindistan’daki Himmat Plus App, Güney Afrika’daki e-Panic Button ve Arjantin’deki Alerta911 isimli mobil uygulamalarına ait kamu spotlarının iletişim stratejileri karşılaştırmalı bir çerçevede ele alınarak farklı kültürel ve yönetsel özellikler açısından analiz edilmiştir. Temel amaç kadına yönelik şiddetle mücadelede geliştirilen mobil uygulamaların kamu spotları aracılığıyla nasıl temsil edildiği ve hangi anlam katmanları üzerinden inşa edildiği göstergebilimsel bir perspektiften incelemektir. Kamu spotlarında güvenlik, koruma ve devlet desteği gibi kavramların hangi göstergeler aracılığıyla üretildiği ve izleyici üzerindeki anlamlandırma süreci temel problemleri teşkil etmektedir. Kamu spotları nitel araştırma yöntemlerinden göstergebilimsel analiz yöntemi seçilerek Ferdinand de Saussure’un göstergenin iki temel unsuru olan ‘gösteren’ ve ‘gösterilen’ ile Roland Barthes’in ‘yan anlam’ ve ‘düz anlam’ kavramları çerçevesinde incelenmiştir. Kamu spotları sadece bilgilendirme işlevi taşımamakta aynı zamanda güçlü bir duygusal ve ideolojik çerçeve sunmaktadır. Genellikle korku, endişe ve aciliyet duyguları görsel ve işitsel unsurlarla pekiştirildiği ve uygulamaların “kurtarıcı” bir araç olarak konumlandırıldığı görülmektedir. Devlet otoritesi çoğu örnekte güven ve koruma sağlayan bir yapı olarak temsil edilirken bazı ülkelerde bireysel farkındalık ve toplumsal dayanışma vurgusunun daha ön planda olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca kültürel bağlama bağlı olarak kadın temsillerinde farklılaşmalar gözlemlenerek mağduriyet söylemi baskınlığı ile kadını güçlendirme odaklı bir yaklaşımın benimsendiği görülmüştür. Dijital mobil uygulamaların sadece teknik araçlar olmadığı aynı zamanda belirli ideolojik ve kültürel anlamları taşıyan iletişim pratikleri olarak işlev gördüğü görülmektedir. Bu yönüyle araştırma dijital güvenlik uygulamalarında iletişim stratejilerinin kültürel bağlamla ilişkili olarak şekillendiğini göstermekte ve literatüre karşılaştırmalı, disiplinler arası ve göstergebilimsel bir katkı sunmaktadır.
Violence against women emerges as a multidimensional social problem that continues to persist on a global scale. Numerous measures are being taken by state institutions, non-governmental organizations, and private entities in order to find solutions to this problem or to prevent it. Mobile applications, as products of digital technology, draw particular attention in terms of providing the opportunity for rapid intervention, especially in emergency situations. Within this context, the study comparatively examines the communication strategies of public service announcements belonging to mobile applications developed in Türkiye namely KADES, in Spain AlertCops, in India Himmat Plus App, in South Africa e-Panic Button, and in Argentina Alerta911 analyzing them in terms of different cultural and administrative characteristics. The primary aim is to investigate, from a semiotic perspective, how mobile applications developed to combat violence against women are represented through public service announcements and through which layers of meaning these representations are constructed. The fundamental problems of the study consist of identifying through which signs concepts such as security, protection, and state support are produced in public service announcements, and how the process of meaning-making operates on the audience. Public service announcements are examined by employing the semiotic analysis method, one of the qualitative research methods, within the framework of Ferdinand de Saussure’s two fundamental elements of the sign, namely the “signifier” and the “signified,” as well as Roland Barthes’ concepts of “connotation” and “denotation.” Public service announcements do not merely serve an informative function; they also present a strong emotional and ideological framework. It is observed that emotions such as fear, anxiety, and urgency are generally reinforced through visual and auditory elements, and that these applications are positioned as a “savior” tool. While state authority is represented in most cases as a structure that provides trust and protection, it has been determined that in some countries, the emphasis on individual awareness and social solidarity is more prominent. Furthermore, depending on the cultural context, variations in the representation of women have been observed, revealing both the predominance of a discourse of victimhood and the adoption of an empowerment-oriented approach. It is evident that digital mobile applications are not merely technical tools but also function as communication practices that carry specific ideological and cultural meanings. In this respect, the study demonstrates that communication strategies in digital security applications are shaped in relation to the cultural context and provides a comparative, interdisciplinary, and semiotic contribution to the literature.