Hukukun Tarihini Yazmak. Yeniden İnşa, Anlatı, Kurgu?, Türk Hukuk Tarihi Araştırmaları, Sayı 9


Creative Commons License

Stolleis M., İmamoğlu M. İ. (.

Diğer, ss.89-130, 2010

  • Basım Tarihi: 2010
  • Sayfa Sayıları: ss.89-130

Özet

Özet

Bu makale, üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde yazar, tarih metoduna dair tartışmaların hukuk tarihi alanında da gündeme gelmesinin kaçınılmaz olduğunu söyledikten sonra, hukuk tarihi çalışmalarında benimsenen üç temel yaklaşım tarzına işaret etmektedir. İkinci bölümde, Almanya’da 19. ve 20. yüzyıllarda hukuk tarihi biliminin tarihine yön vermiş olan çeşitli felsefî akımlara, bu akımların temsilcilerine ve onların eserlerine değinilmektedir. Ana hatlarıyla ele alınan felsefî akımlar şunlardır: Alman idealizmi, doğal hukukçuluk, pozitivizm, tarihselcilik, kavramsal gerçekçilik, Yüzyılın Sonu akımı, yeni-Kantçılık, neo-klasisizm, konzervatizm, nasyonal sosyalizm, değer felsefesi, Katolik toplum düşüncesi, materyalizm, neo-Marxizm, analitik felsefe, dilsel dönüşüm ve postmodernizm. Bunlardan başka yazar, hukuk tarihi yazımının, dönemin toplumsal, siyasî ve iktisadî gelişmeleriyle de yakından ilgili olduğunu vurgulamakta ve bu meyanda şu süreçlerin etkilerine dikkati çekmektedir: İkinci Dünya Savaşı sonrasında Almanya’nın nasyonal sosyalist geçmişiyle yüzleştiği ve Batı dünyasına entegre olmaya çalıştığı süreç, savaş sonrası dönemde yaşanan hızlı iktisadî kalkınma, 68 kuşağı hareketi, Avrupa’nın bütünleşmesi süreci ve küreselleşme. Bu bölümde yazar ayrıca, hukuk tarihçisinin elindeki malzemeyi sağlıklı bir şekilde değerlendirebilmesini engelleyen, tarihsel malzemenin oluşması ve tarihsel bilginin aktarılması süreçlerinde rol oynayan subjektif faktörlerin gözardı edilmesi ya da anakronizme düşülmesi gibi bir takım tehditlerden ve bunların nasıl aşılabileceğinden bahsetmektedir. Bu bağlamda yazara göre, sözcükler ile “kavramlar” ve “vâkıalar”ın arasında katı ayrımlar yapmak da tarihsel malzemenin mâkul bir şekilde anlaşılmasına engel olmaktadır. Zira bu türden bir ayrım, onların farklı işlevlerinin dikkate alınmamasına, metnin dışındaki gerçeklikle bağlarının kesilmesine ve müzakere süreçlerinde kazanabilecekleri muhtelif anlamların göz ardı edilmesine yol açmaktadır. Benzer şekilde, yalnızca kavramlar üzerinde durarak tarihsel hakikate ya da dilin çizdiği çerçeveyi aşarak onun “arkasında”ki gerçekliğe ulaşmanın mümkün olduğunu düşünmek de yazara göre hatalı bir yaklaşımdır. Bu bölümün son kısmında yazar, tarihyazımı ve edebiyat arasında metot noktasında var olan benzerlikler ile farklılıklara, bu iki yazım türünün hangi kıstaslar eliyle birbirlerinden ayırdedilebileceklerine ve bu sahaları yekdiğerinden farklılaştıran metodolojik sınırları ihlâl etmenin beraberinde getireceği sorunlara değinmektedir. Üçüncü bölümde ise yazar, tarih biliminin bir şubesi olan hukuk tarihinin, hukuk eğitimi veren kurumlar bünyesinde kendine özgü bilimsel bir karakter kazanabilmesi ve bunu koruyabilmesi, hukuksal dogmatizmin gölgesinden kurtularak bağımsız bir yaklaşım tarzı geliştirebilmesi için yerine getirmesi gereken şartların neler olduğuna, hukuk tarihçisinin ödevlerine, ulus-merkezli hukuk tarihçiliği döneminin sona erdiği bu zamanda hukuk tarihinin geleceğe yönelik vazifelerine ve bu vazifelerin ifa edilebilmesi için nasıl bir altyapının hazırlanması gerektiğine işaret etmektedir. 

Anahtar kelimeler: Hukuk tarihi metodolojisi, tarihyazımı, hukuk tarihçiliğinin bilim tarihi, tarih felsefesi, hukuk eğitimi, Avrupa Hukuk Tarihi, Osmanlı Hukuk Tarihi, Almanya.

Abstract

Writing Legal History. Reconstruction, Narration, Fiction?

This article is made up of three main parts. In the first part, the author emphasizes that legal historiography would be inevitably influenced by the discussions on historical method and continues with identifying three guiding positions in legal-historical scholarship. In the second part he outlines the philosophical traditions which gave direction to the legal-historical scholarship in 19th and 20th centuries in Germany. The elucidated traditions were as follows: German idealism, natural law tradition, positivism, historicism, conceptual realism, Fin de Siècle, neo-Kantianism, neoclassicism, conservatism, national socialism, value-ethics, Catholic social teaching, materialism, neo-Marxism, analytic philosophy, linguistic turn and postmodernism. Additionaly, the author also stresses on the close relations between social, political and economical characteristics and the leading methodological positions of a period. On this note he exemplifies briefly the impacts of the following processes and developments on the legal-historical scholarship: the processes of denazification and Western integration after the World War II, rapid reconstruction and development of the economy of West Germany in the post-war era, social movement of 1968, European integration and globalization. After picturing of mental and material framework, the author deals with the threats like disregarding of the influences of the subjective factors on the genesis and interpretation of historical materials or anachronism which prevent the legal historian from a sound consideration of his subject matter. During these reflections the author examines the ways how these threats could be overcome. Furthermore, he argues that separating words and “terms” or “facts” cathegorically from each other would undermine an adequate understanding of historical material. Because such a separation would lose sight of their different functions, cut their ties with the reality beyond the text and dismiss their various interpretations within different discourses. Likewise it would be a faulty approach to think that the historical truth could be discovered only by analyzing the terms or that the facts “beyond” the language may be reached by transcending the linguistic framework. At the end of this part the author stresses on the similarities and differences between the methods of historiography and literature. After indicating the criteria, which help to identify them and distinguish from each other, he mentions the problems which result from blurring the lines between these methods. The last part of the article points out the scientific strategies which are to be followed if the legal history as a part of the science of history should be able to have an authentic academic character without being instrumentalized by legal dogmatism within the institutions where legal education takes place. In this context, the author explains the future tasks of legal history in the today’s post-national period and the requirements which are to promote if these tasks should be managed.

Keywords: Methodology of legal history, historiography, history of legal-historical scholarship, philosophy of history, legal education, European Legal History, Ottoman Legal History, Germany.