FUSUSU'L HİKEM VE MESNEVİ'DE İNSAN-I KÂMİL


KÜÇÜK O. N.

İnsan Yayınları, İstanbul, 2014

  • Basım Tarihi: 2014
  • Yayın Evi: İnsan Yayınları
  • Basıldığı Şehir: İstanbul

Özet

ÖNSÖZ'den

Tasavvufî düşünce geleneğinde aklın yanında bilgi kaynağı olarak kabul edilen keşf ve müşâhede derûnî bir tecrübenin sonucunda sûfîde ortaya çıkan vizyon ve açılımdır. Tasavvufta irfân membaı olarak böylesine farklı bir kaynağa yer verilmesi, ilk dönemlerden itibaren sûfî düşüncenin meselelere yaklaşımını diğer disiplinlerden farklılaştırmıştır. Sûfîlerce zaman ve mekanlar üstü bir vizyon olarak kabul edilen keşf ve müşâhede, sûfînin de bir insan olması hasebiyle nihayetinde insanî bir tecrübedir. Bu yüzden dinî tecrübenin formların ötesine uzanan imkanlarının neler olduğu konusunda sûfîlerin tüm insanlığa söyleyecekleri şeyler mevcuttur.

İnsanı ve insanî tecrübeyi böylesine merkezi bir konuma yerleştirmiş olması nedeniyle tasavvufî düşünce geleneğinde insan konusu, ilk dönemlerden itibaren üzerinde en çok durulan başlıca konulardan biri olmuştur. Bu tecrübeler ve ilmî birikim zamanla tasavvufî düşüncedeki insan telakkisinin ana hatlarını belirlemiştir. Allah-insan-âlem ilişkisi bağlamında belirlenen bu insan telakkisi İbnü'l-Arabî’den itibaren insân-ı kâmil terimi ile ifade edilir olmuştur.

Çalışmamızda tasavvufî düşünce geleneğinin üzerinde durduğu temel konulardan biri olan insân-ı kâmil konusunu İbnü'l-Arabî ve Mevlânâ’nın görüşleri üzerinden, Fusûsu'l-Hikem ve Mesnevî bağlamında ele almaya çalıştık...

Arka Kapak Yazısı

“Ârif’in kalbi öyle bir mertebeye ulaşır ki arş, içindeki şeyler de dâhil olmak üzere yüz milyon katı genişleyip ârifin kalbinin bir köşesinde bulunsa ârif onu yine de hissetmezdi. Çünkü yere göğe sığmadığı bildirilen Hakk'ı ârifin kalbi istiâb etmişken ve bu ilgili kudsî hadisin işaretiyle sabit iken kalp yine de kanmamıştır...  O halde Hakk'ı sığdıran ârifin kalbi Hakk'ın vasıflarından ve mahlûkâtından daralmaz."

"O halde ey dinleyen! İş (emr) nasıl olur"

"Şu halde sen varlığını bil, sen kimsin? Aslın nedir? Hakk’a nispetin nedir? Sen neyle Hak’sın ve neyle âlemsin? Niçin masivasın ve Hak’tan ayrısın? Bu ve benzeri sorularla kendi durumunu sorgula ve araştır.”(İbnü'l-Arabî)

“Bir can ki olgunlaşır da son mertebeyi (:intihâyı) aşınca; artık her şeyin canı, ona itaat hale gelir; kuş, balık, in, cin, insan... Hepsi ona itaat ederler; çünkü o üstünlüktedir, öbürleri noksanlıktadır...”

"“Kıyamete kadar onun (insân-ı kâmilin) vasfını söyleyip övsem, tükenmez. Benden bu övgüye bir nihayet ve son beyit isteme.

Hasılı o, beşer sûretinde esas varlığını gizleyen bir güneştir. Artık anlayıver. Doğrusunu Allah daha iyi bilir.”(Mevlânâ Celâleddin)