Post-Seküler Dönemde Dini Mekân İnşası: Bir Tekke Alegorisi


Creative Commons License

BAYSAL M. S., ÇELİK C.

Milel ve Nihal İnanç, Kültür ve Mitoloji Araştırmaları Dergisi, cilt.23, sa.1, ss.193-215, 2026 (TRDizin)

Özet

Mekân, toplumsal ilişkilerin üretildiği dinamik zeminlerden biridir. Geleneksel şehir, bu dinamik etrafında kurgulanmıştır. İslam medeniyet tarihi içerisinde bu kurgunun somut karşılığı, mescitler olduğu kadar dergâh, tekke, zaviye, ribat gibi örgütlü yapılar olarak görülmektedir. Modernite, kutsalı özel alan kabul ederek kamusal alandaki görünürlüğünü gerileterek dinî mekân anlayışında bir dönüşümü ortaya çıkarmıştır. Bunlarla birlikte manevi alanı, bireysel ve özel alandan, kamusal zemine taşımaya yönelik adımlar günümüzde dikkat çekmektedir. Peki geleneksel dini alanın işlevsel bütünlüğü ile bugün yeni manevi hareketlerin inşa etmiş olduğu mekân arasında bir benzerlik kurulabilir mi? Bu çalışma geleneksel tekke kurumunun işlevsel gerçekliğini modern çağda maneviyat merkezli yeni hareketler (neo-sufilik) üzerinden incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmada nitel yöntem kullanılmış, fenomenoloji deseni çerçevesinde 15 katılımcı ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Bulgular, geleneksel dönemde kamusal işlevsel bir nitelik taşıyan tekkenin yerini, modern kent dokusu içinde "özel ve görünmez" nitelikteki apartman dairelerine, kültür merkezi gibi çok amaçlı salonlara ya da inziva ve kamp merkezleri gibi alanlara bıraktığını göstermektedir. "Postmodern tekkeler" olarak alegorik bir benzetme yapabileceğimiz bu yeni mekânlar, esnek kullanım pratikleriyle günlük hayat ve kutsal alan arasındaki sınırları muğlaklaştırmaktadır. Katılımcıların bu mekânlara yöneliminde, modern hayatın getirmiş olduğu sosyal ve psikolojik gerilimlere çözüm aradıkları manevi "iyi oluş" beklentisinin öne çıkardıkları ve buna bağlı olarak sosyalleşme ve dayanışma gibi kritik işlevlerin yeniden üretildiği bir zeminin oluştuğu görülmüştür. Bu durum, biçim ve aktör değişse de kutsalın sekülerleşmiş mekânlarda yeniden üretilmeye devam edildiğini ortaya koymaktadır. Çalışma sonucunda, tekke ile neo-sufi mekânlar arasında form ve simgesel anlamda bir kopuş yaşansa da sosyolojik açıdan işlevsel süreklilik bulunduğu bulgusuna ulaşılmıştır.
Space is one of the dynamic grounds where social relations are produced, andthe traditional city is structured around this dynamic. Within the history of Islamic civilization, the concrete manifestations of this structure are seen not only in mosques but also in organized institutions such as darvish lodges, takkas, zâwiyas, and ribats. Modernity has brought about a transformation in the understanding of religious space by treating the sacred as a private domain and reducing its visibility in the public sphere. Alongside this, contemporary efforts aimed at shifting the spiritual realm from the individual and private sphere back into the public sphere are drawing attention today. Can a parallel be drawn between the functional integrity of the traditional religious sphere and the spaces constructed by todays’s new spiritual movements? This study aims to examine the functional reality of the traditional takka institution through the lens of modern, spirituality-centered new movements (neo-Sufism). Qualitative methods were employed in the research, and in-depth interviews were conducted with 15 participants within a phenomenological framework. The findings indicate that the takka, which served a public function in the traditional era, has been replaced within the modern urban fabric by “private and invisible” apartment units, multipurpose halls such as cultural centers, or spaces like retreat and camp centers. These new spaces, which might allegorically be describe as “postmodern takkas,” blur the boundaries between daily life and sacred spaces through their flexible usage practices. It has been observed that participants’ orientation toward these spaces stems from a spiritual expectation of “well-being” and a search for solutions to the social and psychological tensions brought about by modern life, which creates a foundation where critical functions such as socialization and solidarity are reproduced. This situation reveals that the sacred continues to be reproduced in secularized spaces, even as its form and actors change. The study concluded that while there is a break in form and symbolism between the takka and neo-Sufi spaces, there is a functional continuity from a sociological perspective.