Birinci Dünya Savaşı'nda Türkiye'deki Esirler


ÖZÇELİK M.

Türk Tarih Kurumu, Ankara, 2013

  • Basım Tarihi: 2013
  • Yayın Evi: Türk Tarih Kurumu
  • Basıldığı Şehir: Ankara

Özet

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI’NDA TÜRKİYE’DEKİ YABANCI ESİRLER

 

DOKTORA TEZ ÖZETİ

İnsanlığın gördüğü en kapsamlı ve uzun savaşlardan biri olan Birinci Dünya Savaşı, gelişen silah teknolojisinin de etkisiyle milyonlarca kişinin ölmesine ve yaralanmasına yol açmakla birlikte yüz binlerce kişinin de esir düşmesine neden olmuştur.

İlk Çağlardan itibaren savaşlarda esir alınmaya başlanmışsa da her toplum kendi inanç ve kurallarına göre esirlere muamelede bulunmuştur. İslam toplumlarında ise esirlere uygulanacak muameleler konusunda Hz. Peygamber dönemindeki uygulamalar örnek alınarak esirlerin fidye karşılığı, Müslümanlara okuma-yazma öğretilmesi karşılığında serbest bırakılması veya köle olarak savaşa katılanlara dağıtılması gibi uygulamalar uygun görülmüş ve esirlere kötü muamele yapılması yasaklanmıştı. İslam hukukçularına göre savaş esirlerinin beslenme ihtiyaçlarının esir alan devlet tarafından karşılanması gerekiyordu.

 İlk defa XIX. yüzyıldan itibaren Batı’da insan haklarında meydana gelen düzenlemelere paralel olarak savaş hukuku çerçevesinde savaş esirlerinin statü ve haklarının belirlenmesi amacıyla çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmalar neticesinde esir haklarının da belirlendiği uluslararası savaş hukuku metinleri olan Lahey ve Cenevre Sözleşmeleri ortaya çıkmıştır.

Tüm büyük devletlerin savaşların insanileştirilmesine yönelik kabul ettikleri Lahey ve Cenevre Sözleşmeleri’ne Osmanlı Devleti’nin de Birinci Dünya Savaşı öncesinde taraf olarak imza atmasıyla bu anlaşmalara paralel olarak esirlerin haklarının belirlendiği “Üsera Talimatnamesi” yayımlanmıştır. Birinci Dünya Savaşı’nda Türk ordusunun mücadele ettiği cephelerden alınan esirlere ve Türkiye’de yaşayıp misilleme olarak esir statüsüne sokulan İtilaf Devleti vatandaşlarına, hazırlanan bu talimatnameye uygun muamelede bulunulmuştur.

Beş bölüm olarak hazırlanan bu Esir Talimatnamesi’nin sevk ve idare ile ilgili olan birinci bölümü; esirlerin garnizonlara sevki, iskânı, rütbelere göre muamele edilmesi, esirlerin kötü muameleden korunması ve insanlık haysiyetine yaraşır muameleye tabi tutulmasıyla ilgili maddeleri içermektedir.

İkinci bölümde;  “Esirlere Verilecek Genel Müsaadeler” başlığı altında esirlerin eşyalarının korunması, esirlere gelen mektup ve kolilerin posta ücretinden muaf olması, esirlere gelen mektup ve paketlerin sansüre tâbi tutulması, dinî ayinlerin serbest olması ve dışarıdan iaşe temini gibi meselelerde, esir subay ve askerlerin sahip oldukları haklar belirtilmiştir.

“Tahsisat ve İaşe” başlığı altındaki üçüncü bölümde ise esir komutanların alacakları maaş, kalacakları yer, esir askerlerin iaşesinin ve sağlık hizmetlerinin devlet tarafından karşılanması, hangi esirlerin çalıştırılabileceği ve ücret meselesi açıklanmıştır.

Dördüncü bölümde; esirlerin her türlü ihtiyacının temin edilmesi ve temel haklarının korunması için esir komisyonlarının kurulması ve bu komisyonların yapacağı işler kapsamlı bir şekilde belirtilmiştir.

Beşinci ve son bölümde ise esirlerin Osmanlı kanun ve nizamlarına uymakla yükümlü oldukları belirtilerek, esirlerin firar girişimlerine verilecek cezalarla ilgili inzibat kurallarını içeren açıklamalar yer almıştır.

29 Ekim 1914 Karadeniz Hadisesi ile kendisini Birinci Dünya Savaşı’nın içinde bulan Osmanlı Devleti geniş bir coğrafyada İngiliz, Fransız, Rus, Sırp ve Romen kuvvetleriyle savaşmak zorunda kaldı.  Özellikle Çanakkale, Kafkas, Kanal, Irak, Suriye- Filistin ve Hicaz-Yemen Cephelerinde İtilaf Kuvvetleri ile büyük savaşlara tutuşan Türk Ordusu binlerce esir verirken 5375 civarında Rus, 8326 civarında Hint, 9976 civarında İngiliz, 2000 civarında Romen, 120 civarında Fransız esir olmak üzere İtilaf Devletlerinden toplam 26 bin civarında esir almıştır.

Savaşın ilerleyen günlerinde cephelerde ele geçirilen esir sayısının artmasıyla daha karışık ve zor bir mesele haline gelen esir organizasyonları için savaşan diğer devletlerin çalışmalarını da dikkate alan Harbiye Nezareti kendi bünyesinde kurulan Esir Muamelat Şubesi ve Esir Komisyonları sayesinde esirlerle ilgili meselelerin tek elden ve hızlı bir şekilde yürütülmesini sağlamıştır.  Savaş esirlerinin yanında sivil esirlerin de tüm işleriyle Esir Muamelat Şubesi ilgilenmiştir.

Esir Garnizonlarının ordunun lojistik ihtiyaçlarını karşılayan Menzil Müfettişliğine bağlanması ve müfettişliğin iyi bir örgütlenmeyle ülkenin tamamında etkin olması; esirlerin garnizonlara sevki, kayıtları, yer değiştirmesi, sağlık hizmetlerinden yararlanması, vefatları, tahliyeleri, Hariciye Nezareti ve Hilal-i Ahmerle esirler hakkında haberleşme ve yardımların dağıtılması, garnizonlardaki iaşe ve idare işlerinin yürütülmesi, esirlerin yol inşaatları ve ziraat işlerinde çalıştırılmaları gibi işlerin tek elden ve düzenli yapılabilmesini sağlamıştır.

 Esir Muamelat Şubesi ve Esir Komisyonları tarafından “Künye-Vukuat- Tahsisat” adı altında defterler tutularak esirlerle ilgili tüm bilgiler kayıt altına alınmıştır. Esirlerle ilgili tutulan bu kayıtlarda “esirin adı, soyadı, uyruğu, mensup olduğu birliği ve hangi cephede esir alındığı” gibi bilgiler defterlere kaydedilmiştir. Esir komisyonları tarafından tutulan bu kayıtlar sayesinde esirlerle ilgili tahkikat yapılması ve esirlerin yakınlarıyla kolaylıkla haberleşmesi sağlanmıştır.

Ülkenin değişik yerlerinde esir garnizonları kurulmakla birlikte bunların en önemlilerinden; Bursa’da Rus ve İngiliz, Eskişehir’de İngiliz ve Hint, Kütahya’da Rus, Afyon’da İngiliz, Fransız ve Rus, Konya’da İngiliz ve Hint, Yozgat’ta İngiliz, Sivas’ta Rus, Kırşehir’de Rus ve İngiliz, Yedikule’de Rus, İzmit’te Rus, Kastamonu’da İngiliz, Pozantı’da ise İngiliz, Fransız ve Rus esirler vardı.

Esir kamplarının şehir merkezlerinde kurulması, esirlerin sağlık imkânlarından yararlanmasını kolaylaştırmış ve her esir kampında mutlaka doktor bulundurulmuştur. Hasta ve sakat esirler için Denizli ve Bor Üsera garnizonları kurulmuştur.

Esirlerin ibadetlerini özgürce yapabilmeleri için garnizonlarda rahip bulundurulmuş, bu arada rahiplerin mezhebi bile göz önüne alınmıştır. Pazar günü tüm garnizonlarda tatil ilan edilerek “Miladı İsa Yortusu” gibi özel günlerin esirler tarafından kutlanmasına izin verilmiştir. Hint esirlerin inançları gözetilerek kendilerine yemeklerde sığır eti verilmemiştir. Ölen esirler için inançlarına uygun dinî merasimler yapılmasına izin verilmiştir.

Tüm haberleşme sansüre tabi tutulmaktaydı. Türkiye’deki esirlere ayda dört kart veya iki mektup yazma hakkı verilmişti. Fakat düşman devletlerin Türk esirlere gösterdiği muameleye göre misilleme amacıyla kısıtlama olabilmekteydi. Esirlere aileleri ve yardım kuruluşları tarafından yardım amacıyla koli ve para gönderilebiliyordu.

Esirlerin yaşam şartları talimatnameye göre belirlenmişti. Esir subaylara rütbesine göre maaş veriliyordu. Rütbesiz askerlerin masrafları ise Türk askerininki gibi karşılanıyordu. Rütbeli askerler çalıştırılmıyordu. Bununla birlikte Osmanlı Devleti’nin imkânlarının kısıtlı olmasından dolayı Avrupa’da olduğu gibi esirlerin önemli bir kısmı değişik iş kollarında çalıştırılmıştır. Esir doktor ve rahipler de kendi ülkelerinin askerlerinin bulunduğu garnizonlara gönderilerek meslekleriyle ilgili işleri yapmaları için görevlendirilmişlerdir.

Esir garnizonlarının -diğer ülkelerde olduğu gibi- şehir dışında tel örgülülerle çevrilmiş kamplar yerine şehir merkezlerinde kurulması; haberleşme, sağlık, iaşe, ibadet gibi imkânlardan esirlerin daha iyi yararlanmalarını sağlarken toplumla iç içe olmalarını, sosyal ve psikolojik açıdan esaret günlerini daha kolay geçirmelerini sağlamıştır. Tarafsız, uluslararası bir heyet olarak üsera garnizonlarını gezen Kızılhaç Heyeti’nin raporlarına göre de esirler, garnizonlarda kendilerine yapılan muamelelerden son derece memnundu.

Türkiye’deki İtilaf esirleri, esaret hayatı boyunca Türk askerleri ile aynı imkânlara sahip olmuşlarsa da kendi ordularında daha önce sahip oldukları imkânlardan dolayı bazı şikâyetlerde bulunmuşlardır. Bunun sebebi Türk askerlerinin aza kanaat etmesine rağmen İtilaf esirlerinin aza kanaat etmemesiydi.

Birinci Dünya Savaşı boyunca Türkiye’de kalan yabancı esirlerin yaşamlarına ışık tutmayı amaçlayan bu çalışmamın sonunda şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki; esirlerin yaşam şartları, iaşeleri, ibadet özgürlüğü, sağlık ve haberleşme imkânları gibi konularda Osmanlı Devleti savaş şartlarındaki olumsuzluklara rağmen elindeki tüm imkânları seferber ederek esirlere oldukça insani şartlar sunmuştur.

Kabul etmek gerekir ki, Osmanlı yetkilileri Rus, Hindu, İngiliz ve Fransız esirlerin ağır esaretini hafifletmek için önemli çaba sarf etmiştir. Türkiye’de kurulan esir garnizonlarının geneline bakıldığında esirler, bazı küçük problemler yaşamalarına rağmen yaşamlarından genel olarak memnundular.

Çalışmamda ortaya çıkan en önemli gerçeklerden biri de Kızılay ve Kızılhaç gibi yardım teşkilatlarının esirlere yardım etmesi, esirlerin durumlarının düzeltilmesi ve özellikle de yaralı, hasta ve sakat esirlerin memleketlerine gönderilmeleri konusundaki gayretleri olmuştur. Türk Kızılayı bünyesinde oluşturulan esir muamelat şubesi sayesinde Türk esirlerle birlikte Türkiye’de bulunan İtilaf esirlerine de önemli yardımlarda bulunulmuştur. Osmanlı hükümeti bu tür kurumların yardım faaliyetlerini, sakat ve hasta esirlerin memleketlerine gönderilmesine yönelik uluslararası çalışmaları her zaman desteklemiş ve bu konudaki çalışmalarıyla Papalık makamının takdirlerini kazanmıştır.

Türkiye’de bulunan tarafsız ülke elçiliklerinin de esirlere yönelik yaptığı önemli çalışmalar olmuştur. Özellikle Amerikan ve Felemenk elçilikleri, esirlerin her türlü sorunuyla yakından ilgilenmiş, esirlere yönelik yardım çalışmaları yürütmüşlerdir.

Uzun süre Türkiye’de kalan İtilaf esirlerinden özellikle sakat ve hasta olanların Türk esirlerle mübadele edilerek ülkelerine gönderilmesine yönelik çalışmalar için Bern ve Kopenhag Esir Konferansları düzenlenip anlaşmalar yapılmışsa da bu anlaşmalar tam olarak uygulanamadan Birinci Dünya Savaşı sona ermiş ve Rus esirler Brest - Litovsk Anlaşması, İtilaf esirleri ise Mondros Ateşkes Anlaşmaları sonrasında ivedilikle ülkelerine gönderilmişlerdir.

Dört yıla yakın bir süre Türkiye’de kalan ve değişik iş kollarında çalıştırılan özellikle de Müslüman Tatarlar ve Hint esirlerden bazıları savaş sonrası ülkelerine dönmeyerek Osmanlı vatandaşlığına geçmiş ve Türkiye’de kalmışlardır.