Tez Türü: Yüksek Lisans
Tezin Yürütüldüğü Kurum: İstanbul Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Mimarlık, Türkiye
Tez Danışmanı: Arda İnceoğlu
Tezin Onay Tarihi: 2010
Tezin Dili: Türkçe
Özet:
Küresel ilişkiler ve kentleşmenin karşılıklı etkileşimini konu alan bu çalışmada; çağdaş küresel ilişkiler içerisinde kentleşme süreçleri ve kentsel mekânın dönüşümü ile mimarlığın küreselleşme sürecine dâhil oluş şekli tartışılmaktadır. Bu doğrultuda çalışma, konunun temelini oluşturan iki olgu ‘küresel ilişkiler’ ve ‘kent’ kuramsal temelinde geliştirilmiştir.
Tez kapsamında, öncelikle sanayi devriminden günümüze kadar ekonomik, politik, toplumsal ve mekânsal anlamda yaşanan değişimlerin kırılma noktaları, bu kırılma noktalarına bağlı olarak gelişen küresel ilişkiler aşama aşama kurgulanmış ve küreselleşme kavramı tanımlanmıştır. Devamında ise geleneksel kent anlayışının dönüşümü ile sanayi devrimi ve sonrasında gelişen kentleşme süreçlerine kısaca değinildikten sonra, yeni bir kırılma dönemi olarak görülen yirminci yüzyılın ikinci yarısında değişen ekonomik ilişkiler içerisinde kentlerin rolü, bu değişimlerin kentleşme süreçlerine etkisi ve ortaya çıkan küresel kent kavramı tartışılmıştır.
Daha sonra çağdaş küresel ilişkiler içerisinde ortaya çıkan rekabet ortamı ile bu rekabet ortamı içerisinde, kentlerin yerel yönetimlerinin ekonomik kalkınma amacıyla farklılıklarını artırma çabası ortaya konulmuştur. Bu çaba içerisinde, büyük oranda mekânsal sonuçları olan uluslararası etkinlikler ile doğrudan mimarlık ve kentsel tasarımın bu çabanın araçları haline geldiği, simgesel yapılar - yıldız mimarlar ve hizmet sektörüne yönelik büyük mekânsal dönüşümler bu çabaya yönelik genel eğilimler olarak belirlenmiştir. Bu anlamda küresel ilişkiler içerisinde kentlerin geçirdiği benzer mekânsal dönüşümler, örnekler üzerinden açıklanmıştır.
Son olarak, sözü edilen çağdaş küresel ilişkilerin kentleşme süreçlerini nasıl ve ne ölçüde etkilediğini sergilemek ve küresel ağa farklı düzeylerde bağlanan dünya kentleri üzerinde benzer ve farklı etkiler yaratabilen bu ilişkileri daha iyi tanımlamak amacıyla farklı bölgelerde yer alan farklı ölçeklerde kentler incelenmiştir.
İncelenen kentler arasında New York, kapitalist çağın daima güçlü ve küresel ilişkilerin daima merkezinde olan ‘küresel kent’ ya da ‘dünya kenti’ olarak da tanımlanan bir kent olarak; Bombay, 20. yüzyılın ikinci yarısında küreselleşmenin ve küresel bir ekonomik sistemin tüm dünyaya yayılması ile öne çıkan ve günümüzde merkez ülkelerin kentleri ile yarışabilecek duruma geleceği öngörülen, küreselleşmenin en iyi gözlemlenebildiği, çok yoğun nüfusa sahip çeper dünya kenti olarak; İstanbul, stratejik konumu ile Asya ve Avrupa arasında daima önemini korumuş, günümüzde ise küreselleşme kurgusuna yönelik önemli dönüşümler geçiren, küresel ortamda iddialı bir kent olarak; Bilbao ise, güçlü bir sanayi kenti iken sanayisizleşme döneminde kriz yaşamış ve bu süreçte geçirdiği dönüşümle mimarlığın simgesel değerinin önemini gösteren küçük ölçekte bir Avrupa kenti olarak tezde incelenmiştir.
Küreselleşme süreçlerine paralel olarak kentlerde politik, ekonomik, toplumsal ve mekânsal alanlarda yaşanan dönüşümleri ve bu alanların birbiriyle etkileşiminin sonuçlarını açıklayabilmek amacıyla seçilen 4 kent; yönetim yapısı, ekonomik gelişim ve günümüzdeki durum, tarihi süreçte nüfus değişimi ve göç oranları,
toplumsal yaşam, turizm ve ulaşım başlıkları altında incelenmiştir. Daha sonra mekânsal özellikler bölümünde, 20. yüzyıldan bu yana küresel ilişkiler çerçevesinde politik, ekonomik, toplumsal alanlarda yaşanan bu değişimlerin kent mekânına etkisi ve kentler arası rekabette öne çıkma çabaları ile dönüşen kentsel mekân tartışılmıştır. İncelenen kentlerin yaşadıkları süreçler üzerinden çağdaş kentlerin mekânsal dönüşümlerine yönelik genel sonuçlara ulaşılmaya çalışılmıştır.
Görülmüştür ki, 20. yüzyılın sonunda küreselleşme kurgusunu destekleyen çok önemli gelişmeler, dünya genelinde kentleşme süreçlerini hızlandırmış ve tüm dünyaya yayılmış bir ilişkiler ağı olarak tanımlanan küresel sistem içerisinde kentlerin eskisinden çok daha önemli hale gelmesine neden olmuştur.
Bu değişim dalgası içerisinde kilit roller üstlenen günümüzün kentleri bir taraftan küresel eğilimlerin getirdiği problemlerle mücadele ederken, diğer taraftan hizmet sektörüne kayan küresel ekonomik sistem içerisinde yatırım çekebilecek yeni çevrelere ve düzenlemelere ihtiyaç duymaktadırlar. Uluslararası yatırım tüm dünyaya yayılırken birçok kent bu yatırımı çekebilecek benzer eğilimler göstermekte, küreselleşme amacı mekânsal dönüşüm ve mimarlık üzerinden gerçekleştirilmektedir. Bu bağlamda tüm dünyada genel bir eğilim olarak uluslararası olaylara ev sahipliği yapmak, simgesel (‘ikonik’) yapılar inşa etmek ve ünlü (‘yıldız’) mimarlarla çalışmak, dikey büyümeyi teşvik etmek, büyük mekânsal dönüşümler yapmak ve bu yolla turizm kaynağı yaratmak günümüzün kentsel stratejilerinin en önemli bileşeni olagelmiştir. Kentsel stratejiler başta sanayisizleşme yaşayan küçük Avrupa kentleri tarafından kullanılsa da, günümüzde merkez ve çeperde yer alan birçok kent de bu sürecin içine farklı yollarla da olsa dâhil olarak benzer stratejileri kullanmaktadırlar. Bu anlamda kentsel mekân bir taraftan ekonomik, politik, toplumsal alanlarda yaşanan değişimler üzerinden dönüşürken diğer taraftan rekabet ortamında öne çıkma stratejilerinin de en önemli aracı olmaktadır.
Değişen ilişkiler içerisinde üretimin, tüketimin ve yönetimin merkezleri olarak günümüzün kentleri tüm dünyada yaşanan demografik ve ekonomik baskılarla hızlı dönüşümler yaşamaktadırlar. Kentlerin ekonomik amaçlar doğrultusunda benzer eğilimler göstermeleri, giderek artan ölçüde dünya kentleri arasında ekonomik, politik, toplumsal ve mekânsal yapılanmalardaki katı farklıkların ortadan kalkmasına neden olmaktadır.
Her geçen gün birbirine daha çok bağlanan bir çağda, kaçınılmaz olarak tüm eylemler rastlantısal olmayan bir şekilde sistemin gerekliliklerine uygun hale gelmektedir. Küresel ilişkiler üzerinden tanımlanan bir kentleşme anlayışı içerisinde, küresel hedeflere yönelik dönüştürülen kentsel mekânla dünya simgesel yapılar üzerinden küresel akışlar için yeniden işaretlenirken, bir kentte gördüğümüz mimarlar her kentte gördüğümüz mimarlar haline gelmekte, bu yolla giderek artan ölçüde eylemi mekân üretmek olan mimarlık da sistemle uzlaşmaktadır.