KENTSEL ORTAM [MILIEU] : ÖZNELEŞ[TİR]MEYE YÖNELİK MANİPÜLASYON VE "KARŞI-ÖZNELEŞME" PRATİĞİ İÇİN MOTİVASYON ALANI
Tez Türü: Doktora
Tezin Yürütüldüğü Kurum: İstanbul Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Mimarlık, Türkiye
Tez Danışmanı: Belkıs Uluoğlu
Tezin Onay Tarihi: 2018
Tezin Dili: Türkçe
Özet:
Bu çalışmada kentleri yapılandıran mekânsal pratikler, öznelerin üretimi/kurulumu bağlamında sorunsallaştırılır. İnsan ve çevre; özne ve nesne ilişkiselliği temelinde, koşulların pratikleri yönlendiren etkisi ortaya konulmaya çalışılırken, modern kentlerde tasarım pratiğinin üretim imkân[sızlığ]ı tartışmaya açılmıştır. Bu bağlamda çalışma ikili bir strateji önerir: Mevcut koşulları ortaya koymak ve aynı zamanda eleştirel bir tutumun devamı olan "yeni" bir pratiği üretmek. Bu bağlamda tasarım, tarihsel eleştirel bir pratik biçiminde ele alınırken; mimarlık da gereksinime yönelik nesne üretiminin ötesinde ontolojik olarak değerlendirilir. Bu sorunsallaştırma sürecinin motivasyonunu, Kayseri kentinin mekânsal yapılanmasını belirleyen pratiklere ilişkin eleştirel bir okuma oluşturmuştur. Buradan hareketle, modern kentlerde tasarım pratiğinin üretimine ilişkin araştırma girişimine dönüşen bu çalışmada, nesne ile ilgili sorular pratiğin eyleyeni olarak özneye ilişkin temel bir soruya neden olmuştur: "İnsan, kimi deneyimlerin öznesi pozisyonuna nasıl geçiyor?" Bu çerçevede "nasıl (?)" sorusunun cevabına yaklaşabilmek üzere, unsurların kategorik ayrımını aşmaya yönelen kavramsal bir aracı alan, yöntemsel bir araç olarak oluşturulmuştur: "Ortam". Ortam çalışma özelinde, kendilik kategorilerini ve ikili karşıtlıkları kat eden saf bir ilişkiler sisteminin ortaya çıkardığı mekân-zaman bloğu olarak tarif edilmiştir. Bu anlamda ortam, özne ve nesnenin bağlılaşık ilişkisine ve koşullara vurgu yapmak üzere tek olmamak; "birey-ötesi" [trans-individual] olmak anlamında güçlü bir ilişkiselliğin kavramsal karşılığıdır. Kentsel ortamlar ise, bu ilişkiselliğin zamansal süre[ç]de çeşitlendirdiği heterojen mekân-zamanların biraradalığı olarak ele alınmıştır. Bu içeriği oluşturmak, özne ve nesnenin karşılıklı ilişkisini temel alan belirli bir ontolojik ön kabulü içerir ki bu çalışmanın felsefi tavrını "ilişkisel ontoloji" olarak tanımlamak mümkündür. Bu doğrultuda çalışmanın teorik çerçevesi özneden, öznenin deneyiminden ya da deneyimin nesnesinden hareket eden bir yaklaşım yerine, yirminci yüzyılın savaş sonrası koşullarında ortaya çıkan eleştirel yaklaşımlar temelinde geliştirilmiştir. Ortam kavramsallaştırması, Michel Foucault'nun çalışma özelinde modern özneleş[tir]me olarak ele alınan analizi ve milieu kavramının bilim ve felsefe tarihindeki özel içeriği temelinde oluşturulmuştur. Özneleş[tir]me, varlığı ya da davranışı bir düşünce nesnesi ve insanı özne olarak ortaya çıkaran bileşenleri ve süreçleri ortaya koyar. Öte yandan her bir kentin aynı olmayan özel koşulları söz konusu olduğunda, bu kavramsal aracı alanın çeşitli değerlendirmeleri mümkün kılabilmesi diyagramatik doğasına bağlıdır. Çalışmanın sorunsalı ve yaklaşımı bağlamında bu diyagram, milieu kavramı aracılığıyla canlı ve çevre, özne ve nesne kategorilerini gereksinimler, pratikler ve değerler aracılığıyla yok eden bağlılaşık ilişki fikri temelinde geliştirilmiştir. Bu ilişkiselliğin mesafeli bir etkiyi de ileten yönlendirici gücü, modern "yönetim" biçimleri dolayımıyla öznel deneyimin belirlenmesi sürecinde de birincil önemdedir. Bir mekân terimi olan milieu, bu nedenle Foucault'nun modern özneleş[tir]me teorisi içinde anahtar bir kavram olarak ortaya konulabilmiştir. Bu yaklaşım aracılığıyla, çalışmada mekânsal pratiklerle özne konumlarının üretimi arasındaki karşılıklı ilişkinin, dolayısıyla "nasıl (?)" sorusunun analizi mümkün olmuştur. Ancak öznel deneyimin belirlenmesine ilişkin analiz bir son değil, aksine farklı öznelliklerin üretim imkânı olarak değerlendirilmiştir. Bu imkân çalışmada "karşı-özneleşme/yeniden-özneleşme" olarak karakterize edilmiştir. Bu doğrultuda çalışmanın Aydınlanma ve modernlik tartışması; özneleş[tir]me teorisi, milieu ve karşı-özneleşme kavramsallaştırmalarının evrenini oluşturmuştur. Modernlik öznenin merkezinde olduğu bir paradoks olarak ele alınmıştır ki çalışmanın teorik içeriğini bu paradoksu takip eden iki düşünce çizgisi içinden açıklamak mümkündür: "Özneleş[tir]me" [tarihsel normatif sınırların üretimi] ve "öznellik" [sınırların eleştirisi]. Aydınlanma'dan temellenen modernlik hem bütünleştirme girişimlerinin alanı hem de modernliğin tutumu/sınır-tutum biçiminde kavranan mümkün bir eleştirinin imkânı olarak ele alınmıştır. Çift anlamlılık çalışma boyunca izlenebilir: Özel tarihsel koşullar içerisinde mümkün bir sorunsallaştırmanın, nesneleşmenin ve özneleş[tir]menin milieu'da bir takım pratikler aracılığıyla gerçekleştiği iddia edilebilmektedir; ancak öte yandan buradan çıkarılan sonuç, insanın mutlak bir edilgenliği kabul etmesi anlamına da gelmez. Aksine modern özneleş[tir]me süreçleri aracılığıyla hakikatin tarihsel olarak kurulduğu ve koşullandırıldığını ortaya koymak mümkün olmuştur. Modern bir bilgi alanı ve pratik olarak mimarlık da bu çalışmada, özneleş[tir]me perspektifinde normatif sınırların belirlenmesi sürecinde bir kuvvet; ama aynı zamanda sınır-tutumu mümkün kılan bir tasarım alanı olarak ele alınmıştır. Dolayısıyla mimarlık bilgi alanı içinde tasarım, kentsel ortam koşullarında tarihsel eleştirel bir tutumun gerçekleşmek durumunda olduğu bir pratik biçiminde değerlendirilmiştir. Bu teorik çerçeve aracılığıyla çalışmada, özneleş[tir]menin değerlerle ilişkisi ve bu ilişkinin belirli bir somut pratiği yönlendiren etkisi ortaya konulmuştur. Dolayısıyla çalışma özelinde oluşturulan bir kavramsallaştırma olarak ortam, milieu fikrinin mekânsal başka kavramlarla çiftleşip, çoğalması ile yapılandırılmıştır. Bu yapılandırma sürecinde özneleş[tir]me ve öznellik eksenleri, milieu kavramının içeriğinin ortam kavramsallaştırmasına dönüştürülmesiyle birleştirilmiştir: Kentsel ortam, teorik çerçeve temelinde öznel deneyimi yönlendiren bir manipülasyon; ama aynı zamanda karşı-özneleşme pratiğinin üretimine yönelik bir motivasyon alanı olarak oluşturulmuştur. Bu bağlamda kentsel ortamlar, "ortam gücü" ve öznellik arayışı arasındaki çatışkı [antinomy] ile bitmemiş ve tamamlanamaz bir varoluş biçimi olarak ele alınabilmektedir ki kentsel koşullarda manipülasyon ve motivasyon durumu sonsuza kadar birbirine yansıtılabilmektedir. Çalışmanın temel önermelerinden biri, kendi pratiklerini sorunsallaştıran [reflexivity] öznenin aynı zamanda "yeni" bir deneyimi üretmesinin imkânıdır. Yani yeniden üretimleri belirleyen kodlar ve kurallar üretme çabasından uzak, deneysel bir tasarım pratiği adına bir öznellik arayışı; bir tersine dönüş ve mutlaklaştırma tehlikesinden ziyade imkân alanı olarak ortaya konulmuştur. Bu bağlamda insanın bağlılaşık dünyasının en önemli unsuru olan mekân üzerine düşünen mimarlık alanında, müdahalenin koşulunu "değer" olarak tarif edilen unsurlar üzerinden belirlemek ve bunun stratejilerini geliştirmek bir karşı-özneleşme pratiği olarak ele alınmıştır. Burada "değer"; ortamın özel ilişki kurma biçimlerinin devamı olan, bu bağlamda üretici potansiyellere sahip unsurların niteliğidir. Bu bağlamda değerler hem etkin bir öznenin, öznelliği ve tasarımı mümkün hale getirecek araçları hem de özneleş[tir]meye yönelik manipülasyonun konusudur. Ortamın kavramsal bir üretim olarak içeriğini oluşturan da bu düğümlenmedir. Çalışmada bu çerçevede ortaya çıkan ortam kavramsallaştırması aracılığıyla, Kayseri kentsel ortamında olası eğilimleri belirlemeye yönelen tâbi kılma süreçleri mekânsal pratikler üzerinden ele alınmaktadır. Ama aynı zamanda tasarım, mümkün bir öznellik arayışı olarak ortaya konulmaktadır. Böyle bir imkânın arayışı da çalışmanın motivasyonu bağlamında yapılan eleştirel okuma ile doğrudan ilişkilidir. Dolayısıyla "insan özneye yani bir 'normaller' üreticisine nasıl dönüşür (?)" sorusunu, Kayseri kenti ve mekânsal pratikleri üzerinden cevaplamak gerekmiştir. Bu bağlamda "durduğu yerin dibine dalmak" gibi bir yaklaşımla, önce en yakına bakmak ve çözümlemek için araçlar geliştirilmiştir. Ortamın kavramsallaştırması aracılığıyla; ilk olarak güncel mekânsal pratikleri, süreçleri ve unsurları açıklamak; ikinci olarak Kayseri kentsel ortamının özel koşullarına yönelik mekânsal müdahalelerin tarihsel bir okumasını yapmak; ve son olarak tasarım fikir ve pratiklerinin üretimi için araç haline gelebilecek kimi değerleri -"oluşumlar"ı- belirlemeye yönelik bir yöntem izlenmiştir. Kayseri özelinde bir kentsel yapılanmayı ortaya çıkaran koşullar, tarihsel süreçte hangi pratiklerle mümkün olmuştur; ortamın değerleri nasıl bir manipülasyona maruz kalmıştır(?) sorusu, yirminci yüzyılın başından günümüze belirlenen üç farklı tarihsel dönemin mekânsal pratikleri üzerinden değerlendirilmiştir. Kayseri kentsel ortamı, özel tarihsel koşullar içerisinde benzer mekânsal müdahaleler ve süreçler üzerinden okunabilmektedir. Bu değerlendirme bağlamında kenti, farklı tarihsel dönemlerde işlevsel hale gelen tahribatın nesnesi olarak ele almak mümkündür. Bu önermenin en uç noktası, ortamın özel tarihsel gerekliliklere yönelik ortaya çıkabilecek her türlü mekânsal müdahaleye açık hale geldiği durum tahribat rejimi olarak tanımlanmıştır. Bu müdahalelerle birlikte, günümüzde kentin ilişkisellik teşkil etmeyen parçalardan oluşan bir yapılanmayı ürettiği iddia edilmektedir. Oysa kentsel ortamın biraradalığı, çalışmada heterojen mekân-zaman katmanlarının ilişkiler aracılığıyla sıkı sıkıya bağlı olduğu bir durumun karşılığı olarak ele alınmaktadır. Bu bağlamda çalışmada kentsel ortam, bir yan yana olma durumundan ziyade, farklı kuvvet alanlarının etkileşiminin ve geriliminin ürettiği tutarlılık düzlemi [trans-consistency] olarak ortaya konulmuştur. Kayseri kenti tam da bu anlamda bir "yokluk" durumunu karşılamaktadır. Esasen ortam aracılığıyla çalışma boyunca bu yokluk kavramsallaştırılmaya çalışılmış, kentin mekânsal dokusunda boşluk olarak yayılımı somut bir gösterge olarak ortaya konulmuştur. Buradan hareketle, ortam değerlerinin farklı normatif kodlar içerisinde benzer mekânsal müdahalelerle manipülasyonun hayati sonucu; ortamın bağlayıcı düzenin tahrip edilmesi olarak belirlenebilir ki bu kentsel yapılanma içerisinde "yeni" fikir ve pratiklerin imkânı da azalmaktadır. Öte yandan tasarım pratiğinin etrafında düşünülen öznellik, Kayseri kenti için de bir imkân olarak ortaya çıkmaktadır. Sonuç olarak bu çalışmada ele alındığı biçimiyle ortam, koşullar ile olası arasında yer alır. Dolayısıyla nesneye yapılacak her müdahale ortam koşullarını, özne-oluş süreçlerini ve pratikleri belirler. Bu bağlamda özne ile kent arasında kategorik bir ayrım ortadan kalkar ki öznenin kentle kurduğu ilişki de değişir: Ben kentin bir ürünüyüm ve bu kent benim ürünüm. Ortam koşulları içinde kendiyle kurduğu ilişkiyi etik bir mesele haline getiren; "kendi için kaygı duyan" insan, kendinden kategorik olarak farklı olmayan kente her müdahalesini bu refleks üzerinden gerçekleştirir. Böyle bir tutum ise hassasiyeti zorunlu kılar. Nesne odaklı gibi gözüken bu hassasiyet "kendilik pratikleri"ni yönlendiren değerler sistemiyle doğrudan ilişkilidir ki "kendilik kaygısı"nın ürettiği varoluşsal bir çaba ve sorumluluk olarak öznenin varoluşuna ilişkindir. Dolayısıyla çalışmada müdahalenin koşulu ile birlikte tasarım pratiklerinin araçları da ortaya konulmuş olur: Ortam, öznellik arayışı ve ikisi arasındaki çatışkı. Bu bakışla ortam, pozisyon alınırken işlem yapılabilecek, performatif bir araca dönüşür: Ortam tarihsel normatif sınırlardan, dolayısıyla sürdürme ve yapma biçimlerimizi belirleyen stratejik değer kategorilerinden, içinde bulunduğumuz şeyi, kenti "çoğaltarak" sıyrılır. Böylece "gerçek olan" normatif sınırlara karşı yeniden-üretilebilirdir ki ortam "yeni" pratikler ve farklı konfigürasyonlar için araçtır [medium].