"Nabil Matar Ve Yeni Bir Şarkiyatçı Yöntem Geliştirmek"


BAKTIR H. (Yürütücü)

TÜBİTAK Projesi, 3005 - Sosyal ve Beşeri Bilimlerde Yenilikçi Çözümler Araştırma Projeleri Destek Programı, 2022 - 2024

  • Proje Türü: TÜBİTAK Projesi
  • Destek Programı: 3005 - Sosyal ve Beşeri Bilimlerde Yenilikçi Çözümler Araştırma Projeleri Destek Programı
  • Başlama Tarihi: Haziran 2022
  • Bitiş Tarihi: Haziran 2024

Proje Özeti

Nabil Matar, Edward Said gibi Filistin doğumludur. Said ile benzer yönleri vardır. Matar'da Said gibi Hristiyan, Arap bir aileden gelmektedir. O da Said gibi doğu-batı, Müslüman-Hristiyan etkileşimi üzerine çalışmalar yapmıştır. Edward Said'in Şarkiyatçılık (Orientalism) ve Kültür ve Emperyalizm başlıklı eserleri sömürgecilik ve şarkiyatçılık düşüncesinin kuramsal çerçevesini oluşturmuştur. Said’in bu çalışmalarından şarkiyatçılık kuramı ortaya çıkmıştır. Bu kuramla birlikte Avrupa-Hristiyan dünyasının Müslüman Doğu dünyası ile asırlardır süregelen ilişkisi ve algısı daha akademik bir bakış açısıyla incelenebilmiştir. Said'in teorisini kullanarak çok sayıda akademik araştırmalar yapılmıştır. Bu araştırmalarda farklı tarihi dönemlerde Avrupalılar tarafından kaleme alınan gerçek ve kurgu ürünü eserler, Said'in Şarkiyatçılık (Orientalism) eserinde tanımladığı düşünceler yoluyla daha anlamlı bir şekilde açıklanabilmiştir. Said, Avrupalı yazarların ve düşünürlerin doğunun coğrafi, sosyal ve kültürel gerçekliğini bilinçli bir şekilde görmezden gelerek eserler yazdığını savunmuştur. Said'e göre bu "kurgusal" ve "fantastik" bakış açısı doğunun gerçekliğinden daha güçlü bir şekilde Avrupalının bilgi dünyasında yer almıştır. Bu nedenle Avrupa kültüründe hayal gücünün bir ürünü olan fantastik doğu gerçek doğudan daha fazla anlamlı ve geçerli olmuştur (1984). Said'in bu düşüncesi doğu-batı çalışmaları için önemli bir adımdır. Ancak doğu-batı, Müslüman-Hristiyan ilişkilerinde fantastik ve kurgusal olanın ötesinde bir gerçekliğin olduğu kayıtlar ve durumlar vardır. 18. yüzyıla kadar Avrupalı Hristiyanlara karşı üstün durumda olan Müslümanlardır. 18. yüzyıl öncesinde Avrupa Hristiyan dünyasını tehdit eden Osmanlı İmparatorluğu ve Kuzey Afrika'da yer alan Müslüman Araplar (Fas,Cezayir) Avrupa ile ticari, askeri ve sosyal ilişkiler içinde olmuştur. Karşılıklı iletişim sürecinde Avrupa'yı gören ve Avrupalılar hakkında yazan Müslüman elçiler, askerler ve bilginler olmuştur. Bunların birinci elden tecrübeye dayanan izlenimleri "kurgusal" bir durumu değil gerçek bir deneyimi yansıtır. Benzer şekilde Avrupalı Hristiyanlardan Osmanlı İmparatorluğuna ve Kuzey Afrika'ya seyahat eden asker, tüccar, gezgin, ve din adamları da Müslümanlarla olan kişisel etkileşimlerini ve tecrübelerini anlatmışlardır (Matar, Discovery, 1998). Endülüs Arap Medeniyeti, Osmanlı İmparatorluğu ve Kuzey Afrikalı Müslümanların Avrupa Hristiyan dünyası ile ilişkileri ve Avrupalıların bu Müslüman toplumlarla tecrübe ve yakın etkileşime dayanan ilişkileri kurgusal değildir. Bu nedenle de Edward Said'in şarkiyatçılık teorisi kullanılarak kapsamlı ve özgün bir şekilde incelenemez. Nabil Matar, bu eksiklikten yola çıkarak, erken modern dönem Endülüs-Avrupa, Magrip-Avrupa ve Osmanlı Devleti-Avrupa arasındaki ilişkilerini Said’in teorisinden daha farklı bir bakış açısı ile incelemiştir. Matar'ın çalışmaları "kurgu" değil de "gerçek" tecrübelere dayalı etkileşimin ortaya çıkardığı algı ve bilgi üzerine odaklanmıştır.

Nabil Matar eserlerinde, Rönesans sonrası dönemden Aydınlanma dönemine kadar Avrupalı-Hristiyanlarla Kuzey Afrika ve Ortadoğu bölgesinde yaşayan Müslümanlar arasındaki etkileşimi ve ilişkiyi karşılaştırmalı olarak analiz eder. Bu dönemlerde Avrupa’ya seyahat eden elçiler, din adamları, seyyahlar ve tüccarların izlenimleri ve tecrübeleri üzerinden Avrupa-Hristiyan toplumu hakkında Müslümanların nasıl bir bakış açısına sahip olduklarını anlatan Matar, Avrupalı Hristiyan asker, tüccar, esir, köle, elçi ve din adamlarından Osmanlı İmparatorluğuna ve Kuzey Afrika’ya gidenlerin izlenim ve tecrübelerini analiz ederek Avrupalıların müslüman dünyası hakkında nasıl bir bakış açısına sahip olduklarını açıklar. Nabil Matar bu karşılıklı etkileşimi analiz ederken Said’in Şarkiyatçı (Oryantalizm) bakış açısının yetersiz olduğunu iddia eder. Said 18.yüzyıl ve sonrasında gelişen Avrupa sömürgecilik anlayışını dikkate alarak Oryantalizm teorisini oluşturmuştur. Bu söylemdeki ana konulardan bir tanesi Avrupa’nın kendisini teknolojik, askeri, siyasi ve bilimsel olarak doğudan üstün görmesidir. Bu üstünlükle kurduğu sömürgecilik ve hâkimiyet Avrupa’nın şarkiyatçı söylemini oluşturmuştur. Bu söylemi 18. yüzyıl ve sonrasında Avrupalılar tarafından doğu üzerine kaleme alınan eserlerde tespit etmek mümkündür. Ancak Rönesans ve Aydınlanma dönemleri arasında Avrupa’nın Kuzey Afrika üzerinde kesin bir hâkimiyeti yoktur. Osmanlı Devleti dikkate alındığında ise Avrupa askeri ve siyasi olarak Osmanlı İmparatorluğu’ndan daha güçlü değildir. Her ne kadar antik dönemden bugüne kadar Avrupa edebiyatında doğu “ötekileştirilmiş” olsa da bu ötekileştirme söyleminin nedeni her zaman Avrupa’nın üstünlüğü ve doğunun geri kalmışlığı değildir. Ötekileştirmenin geri planında Oryantalizm söyleminden daha farklı durumların olduğu dönemler vardır. Örneğin, İngilizler Yahudilerle ve Amerikan yerlileri ile eş zamanlı olarak etkileşim kurmuşlardır. 17.yüzyılda İspanyol sürgününden kaçan ve görünüşte Hristiyan olduğu düşünülen Maronlar Londra’da kendi toplumlarını kurdular. İngilizlerin toplu olarak karşılaştığı ilk Yahudi cemaati bu insanlar olmuştur. Kraliçe’nin doktoru Dr. Rodrigo Alvarez Lopez de bu toplumun bir üyesidir. Bu dönemde sadece birkaç yerli Amerikalı İngiltere’ye gelmiştir. Sayısal olarak yerliler Yahudilerden çok daha az sayıdadır. Yahudiler kimlikleri olan, kendi toplumları içinde yaşayan ve kendi kültürlerini koruyan bir grup iken Amerikan yerlileri İngiliz gibi konuşmayı, giyinmeyi ve davranmayı öğrenmeye çalışan, yerli kimliklerinde arındırılarak Hristiyanlaştırılmış bir gruptur. Madame Penobscot ve Pocahontas İngilizleştirilmiş yerlilerdendir. Bu dönemde İngilizler, Türkleri Yahudi ve Amerikan yerlilerinden daha fazla tanıyordu. İngiliz tüccarlar Akdeniz ticaretinde, elçiler, seyyahlar, köleler, esirler ve din adamları Akdeniz ve Ortadoğu gezilerinde ve tecrübelerinde Türklerle sürekli iletişim içinde olmuştur (Matar, Discovery ... 2018). Elizabeth dönemi tiyatrosunda Shakespeare ve çağdaşlarının oyunlarında Türklere çok sayıda atıf yapılırken, Yahudilere ve Amerikan yerlilerine daha az atıf yapılır. Richard Konells, Paul Rycaut, Henry Blount gibi İngilizler de Türklerin tarihini ve Türkiye’deki gezi izlenimlerini yayımlayarak İngiliz toplumunun bilgisine sunmuşlardır. İngilizlerin Akdeniz’e ve Doğu Hindistan ulaşmaları Türklerle yaptıkları ticari ittifak ve antlaşmalarla mümkün olmuştur. Fransızlar, İtalyanlar ve diğer Avrupalılar için de durum benzerdir. Osmanlı İmparatorluğu’nun bu dönemde Avrupa’ya karşı açık üstünlüğü vardır. Bu nedenle de Avrupalılar Akdeniz’de ve Türklerin hakim olduğu yerlerde Türkleri kurallarına uymak zorundadır. Bu üstünlük dikkate alındığında Edward Said’in şarkiyatçı teorisinde yer alan Avrupa’nın doğuya karşı üstünlüğü ve hâkimiyeti düşüncesi üzerinden doğu-batı etkileşimini açıklamak yetersiz kalmaktadır. Bu dönemde İngilizlerin ve Avrupalıların Müslümanları ve Türkleri ötekileştirmesi üstünlük değil, kıskançlık ve düşmanlıktan kaynaklanmaktadır. Bu nedenle bu dönemdeki Avrupalı yazarların Müslümanlar hakkında yazdığı metinlerin daha farklı bir bakış açısı ile incelenmesi gerekmektedir. Rönesans dönemi ile Aydınlanma dönemi arası Avrupalıların Müslümanlar hakkında yazdığı metinler incelenirken Oryantalizmin yetersiz kalması ve yeni bir bakış açısına ihtiyaç duyulması Matar’ın eserlerinin çıkış noktasıdır. Matar, Avrupa ve Müslüman doğu etkileşimini incelerken bu dönemi daha açık ve anlaşılır şekilde anlatacak yeni bakış açıları oluşturmuştur.

Matar, yukarıda örnekler verdiğimiz Turks, Moors and Englishmen in the Age of Discovery adlı eserinde Avrupalıların bakış açılarından örnekler vererek Müslümanları nasıl yansıttıkların analiz etmiştir. Bu bakış açısını Europe Through Arap Eyes adlı eserinde, bu sefer Müslümanların Avrupalılara nasıl baktıklarını analiz ederek açıklamıştır. Matar bu eserinde Avrupa medeniyeti içinde yetişen ancak ülkelerinden sürgün edildikten sonra Kuzey Afrika’da yaşamaya başlayan Endülüslü Müslümanlardan bahsetmektedir. Bunlardan bir tanesi Ahmed bin Kasım’dır. Kasım, İspanyol katliamından kaçan birçok Endülüslü Arap Müslüman gibi,1597 senesinde Fas’a yerleşen Moriskolulardan bir tanesidir. Ahmed bin Kasım çok iyi derecede İspanyolca ve Fas’taki birçok Müslüman kardeşini şaşırtacak derecede iyi Arapça bilmektedir. Ahmed bin Kasım Faslı denizcilerden çalınan eşyaların iade edilmesi veya zararın karşılanması amacıyla Fas Sultanı Mulay bin Zeydan tarafından 1611 senesinin başında Faslı beş kişi ile birlikte Fransa ve Hollanda’ya gönderilmiştir. Bu iki ülkede geçirdiği üç yıl boyunca birlikte yaşadığı, tartışmalar yaptığı, aralarından dost ve düşman edindiği Hristiyan halkı yakından gözlemlemiş ve onlar hakkındaki izlenimlerini kayıt altına almıştır. İslam dini konusunda bilgi sahibi olmayan “dinsiz Avrupalıların kendisini kınamasına aldırmadan”, Hristiyan erkeklerle ve kadınlarla, prensler ve bilim adamları ile yakın ilişki kurma çabası içinde olmuş ve onlarla yakın dostluklar dâhil çok yönlü ilişkiler geliştirmiştir (Matar, Arap Eyes, 2008). Ahmed bin Kasım’ın Endülüs geçmişi, Fas’ta yaşaması ve elçi olarak Avrupa’ya seyahat ederek izlenimlerini kaleme alması Müslümanların Avrupa’ya bakışı konusunda eşsiz bir bilgi sunmaktadır. Lübnanlı Yezidilerin reislerinden Fakh-ır ed-Din’in [Fahreddin] Venedik ve Fransa seyahatinde analiz eden Matar, farklı bir birikimi okuyucusu ile paylaşmaktadır. Matar farklı görev ve geçmişe sahip Arap seyyahın Avrupa izlenimlerini aktararak sadece Avrupalıların Müslümanlara bakışını değil Müslümanların da Hristiyan Avrupalılara bakışını analiz etmiş; karşılıklı etkileşimin niteliklerini açıklamıştır.

Matar’ın kullandığı örnekler Edward Said'in Avrupanın doğuya bakış açısını tanımladığı Orientalizm adlı eserindeki "kurgusal doğu" düşüncesinden farklı olarak, birinci elden tecrübeye dayanan izlenimlere dayanmaktadır. Her bir eserinde farklı sosyal, ekonomik ve siyasi sınıftan insanların tecrübelerini ele alan ve bunları zaman ve mekan bağlamını ön plana alarak yorumlayan Matar, kurgusal izlenimlerin dışında bir metin oluşturabilmiştir. Bu açıdan bakıldığında Doğu-Batı, Müslüman-Hristiyan etkileşimi üzerine Matar’ın farklı eserlerinde Avrupalılarla Müslümanlar arasındaki etkileşimi açıklamak için kullandığı düşüncelerden alternatif bir Şarkiyatçı kuram (metin inceleme yöntemi) oluşturmak mümkün müdür? Matar bu soruya şu cevabı verir: Erken modern dönemi araştıran tarihçiler 18. yüzyılın sonunda Avrupalıların kurguladığı ikilemin sınırlarının dışına çıkarak, kendi içinde karmaşık ve henüz belirli kalıplara indirgenmemiş, halihazırda devam eden Avrupalı Hristiyanlarla çatışmalar ve karşılaşmalarla epistemolojik olarak şekillenen bir tarih-yazımına ulaşma fırsatı elde ederler (Arap Eyes 2008). Bu durumu dikkate alarak, 18. yüzyıl öncesinde Osmanlı ve Kuzey Afrikalı Müslümanlarla ilgili Avrupalıların yazdığı metinler incelenmek istendiğinde, bu incelemenin Said’in orientalist yaklaşımından daha farklı bir yöntem kullanılarak yapılması gerekecektir. Bu araştırmanın amacı Matar'ın düşüncelerinden yararlanarak yeni bir bakış açısı geliştirmek ve geliştirilen bu bakış açısı ile rönesanstan aydınlanma dönemine kadar yazılan, Doğu-Batı etkileşimini konu alan metinlerin nasıl kurgulandığını ve konumlandırıldığını analiz etmektir. Bu analizlerin alternatif bir şarkiyatçı kuramın oluşturulmasına katkı sağlaması hedeflenmektedir. Böyle bir yaklaşım, metnin hangi tarihi ve politik bir ortamda yazıldığının kesin olarak bilinmesi ve metin incelemesinin anlamlı şekilde yapılabilmesi için oldukça önemlidir.